BERRİN Gök
181 Takipçi | 50 Takip
16 02 2013

GÜNE BAKAN DÜŞLERİM VAR/DI.....

GÜNE  BAKAN  DÜŞLERİM  VAR/DI..... |  görsel 1

Batı da, bir  köyde  doğdum  ben.. Dümdüz  ovanın  bereketli  topraklarında  buğday  ve  günebakanların

çoğunlukta  olan  tarlalarıyla kaplı  olan  şirin  bir  köy.. Rahmetli dedemin  anlattıklarından  hatırladığım  kadarıyla

çook  eskilerde  daha  büyük  ve  gelişmiş  kasaba  havasında  yabancılar  ve  yerlilerin  sonra da  göçmenlerin

katılmasıyla  huzur  barış ve dayanışma  içinde  geçip  giden  bir  yaşamın  ucundan  yakaladım.. Ben doğar

doğmaz  şehire  taşınmış  bizimkiler.. İki  taraftan da köyün  varlıklı  ailesine sahip  olmak.. Şehirde de,  güzel  bir  

yaşam  sürmek demekti.. Ben  doğuştan  toprağı  ve  köy  yaşamını  seven  biri  olarak,  bir  sütü  sevemedim  

o  bollukta.. Ama  hayal  dünyamın  enginliği  uçsuz  bucaksız  tarlaları  dedemin  kocaman  evlerinin

holünde ki  pencereden  hep  uzakları  izlemekle,  bide  akşam  üzeri  meraya  giden  büyükbaş  hayvanların

ve  küçükbaşların  boyunlarında ki  çanların  seslerinden  tanıyarak  cama  koşardım.. Şaşardım, hepsi de,

kendi  evlerinin  yolunu  nasıl  buluyorlar  diye.. Geceyi  çok  severdim  uçsuz  bucaksız  gökyüzünde ki,

göz  kırpan,  elimi  uzatsam  tutacakmışım  gibi  duran  eşsiz  samanyolunu..Ben  o  zamanlar da,  düşünmeyi

ve  izlemeyi  severdim.. 

Günebakanları  izledikçe  şaşardım  çocuk  aklımla..  Sabah  güneşin  doğuşuyla  emir  almışlar  gibi hepsi

bir  anda  güneşe  yönelirler,  gün  batımına  doğru  diğer  tarafa  boyunlarını  eğerlerdi..  Anlamazdım  ama

düşünürdüm.. Dayımlar  köyde  işlerin  başında  işçilerle,  kuzenlerim  şehirde  okudukları  için  dedemin

yine  iki  katlı   kocaman  köşkünde  kalırlardı...  Çok  güzel  eğlenceli  şamatalı  renkli  bir  çocukluk  işte..

Oraya  gitmek  için  can  atardım..  Liseye,  ortaokula,  ilkokula  giden  beş altı  kuzen,  evde  genç  kız

olan küçük  teyzem,  müziğin  hiç  susmadığı,  plakların  birinin  çıkarılıp  diğerinin  konduğu  bir  gençlik

komedisi  gibi  bir  ev  ve  en  ufakları  ben.. Anneannemin  sevgiyle yaptığı  birbirinden  lezzetli  yemekleri..

Cümbür  cemaat  gidilen  eve   çok  yakın  olan  yazlık  sinema..  Ama!  İlle de,  köy....

Yazın  gelmesini  iple  çekerdim...Orası  da  ayrı  bir  alem.. Gündüzleri  harmana  gider  işçileri  izlerdik..

Günebakanların  kuruyp  kavrulduğu,  harmanda  tanelerin  ayrılmasını  sağlayan  küçük  bir  makineden

dökülüşünü  hayranlıkla  izlerdik..Biçerdöğeri, daha  bilmediğim  ilk  modern  tarım  aletlerini  dedem  getirtti.

Henüz  köyde  elektiriğin  olmadığı  son  dönemi  kısa  bir  süresini  hatırlıyorum..Gaz  lambasının  loş  ışığında

masal  dinlemek  veya  biraz  büyüklerin  yavuklum  dedikleri  sevgililerin  köy  çeşmesinde ki,  geçen  konuşmalarını

anlatırken  kulak  misafiri  olmak çok  ilginç  gelirdi  bana.. Gece  her  evde  bir  eğlence  olurdu  adına  cümbüş

dedikleri.. Özellikle  genç  kızları  olan  evlerde.. Büyük  yengem  tam  bir  hanımağaydı..  Yönetmeye de,

eğlenceye de  kayıtsız   değildi...Akşamları  o  enfes  lezzetteki  ayçiçeklerini  mis  kokusu  çıkıncaya  kadar  kavurur

kızları  toplar  cümbüş  evine..  Yavuklularda  evin  dibine  konuşlanır  pencereden  oynayan  eğlenen  kızlar

seyredilir,  işaretleşirlerdi..  Bir  sevmediğim  köy  düğünleriydi.. O  yaşta  bile  nefret  ederdim  içkinin  su

gibi  tüketildiği  düğünlerden, sarhoş  oyunlarını  izlemekten........... Bir  sevdiğim  düğün  büyük  dayımın

çocukları  evlenirken  üç  gün  üç  gece mi?  Bir  hafta mı  sürdü  hatırlayamıyorum.. Tek  hatırladığım, dedemin

luna  parkı,  düğün  süresince  köye, getirmesiydi..  Aşçıların  sürekli  yemek,  ekmek  yetiştirmeye  çalıştığı  bir

şölen  havasıydı  düğün....

Sonra  büyüdüm, köye  elektirik  gelmiş.. Dedem  yine ilkleri  bütün  çocuklarına  armağan  etmişti..

Buzdolabı,  tüple  çalışan  ocak  daha  sonraları  tv.. 

Ben  yine  yazları  köye  gitmeyi  seviyordum  ama,  günebakan  düşlerim  pek  eskisi  gibi  değildi..

Her  şeyi  makineler  çabucak  yapıyordu,  eski  eğlenceler  artık  yoktu,  hatırlıyorum da,  ilk  olimpiyat  oyunlarını

özellikle  kayak  ve  artistik  jimnastiği  hayranlıkla  köyde  izlemiştim.. Şehirde  bile  sayılı  evlerde  tv.  vardı,

köyde de sayılı zengin  ailelerde vardı.. Büyük  kuzenlerim  İstanbul'da  üniversitede  okuyorlar,  yazları  arkadaşları

köye  geliyordu.. Farklı  bir  çerçeve  vardı  şimdi  önümüzde.  mini  etekli  kız  arkadaşlar  ve  uzun  saçlı erkekler..

Düşlerim,  düşlerimiz  değişiyordu..  Güne  bakanlar  hayatın  bir  gününü  temsil  ediyorlardı  güneşin  doğuşu  ve  

batışıyla.. Oysa  hayallerimiz  bir  plağın  dönüşü  gibi  zamanla  birlikte  hızla  dönüyor,  şarkıyı,  güfteyi, üzüntüleri,  

mutluluğu,  ölümleri,  doğumları  zamanın  ipine  asılan  her  türlü  farklılığı  yaşıyor  öğreniyorduk........

 

 

 

 

0
0
0
Yorum Yaz