BERRİN Gök
182 Takipçi | 50 Takip
25 01 2017

----------- AY GÜZELLEMESİ -----------

-----------  AY GÜZELLEMESİ ----------- |  görsel 1

AY GÜZELLEMESİ Gün olur geceye evrilir Duyar derinden sesleri Yamacında atar hisli kalbi Ay süzülür semada bir kandil gibi Sonsuzluğadır ya; onun özlemi Zülfünü takar nazlı bir kadın gibi Bazen gülümser bazen hüzünlü   Kederden izler taşır gözbebeğinde Karanlığa gizlenir aydınlıktan kaçar gibi İzini sürerim gölgelerinde Gün kızıla dönerken yeniden Ufkadır artık süzgün bakışlarım!   Bazen gri karanlıklara saklanır Denizler taşar, dünya şaşar Güneş saklanır, sarı solgun yaşar. Her gün yine yeniden doğar Çok uzaklardan ama hep yakından Yansır ruhumun pencerelerine Şiirler bırakır sonra buğulu camlarıma… BERRİN GÖK 25/01/2017   Devamı

23 01 2017

YARALARIMIZ__________

YARALARIMIZ__________ |  görsel 1

  YARALARIMIZ Ah ne çok yaralarımız var bizim… Yaşlı dünyamız pek yaralı; Geçmişten bugüne bitmeyen savaşları var İnsanoğlunun. Güzellikleri görmeyen, nimetlerin kadrini bilmeyen, aldığı nefesin kıymetini anlamayan avaz avaz bağırıp feryat eden kendi kendini ve etrafını yaralayanlar farkında mıdırlar? Bilmem dünyamız da örselenmiş ve yaralı. Varlığında bulunan tüm duyguları yok sayılmış. Oysa hepsi insanlara musahhar! Kendilerini bize tanıtıp gidiyorlar. Bizler onları tanımaz, görmez hor kullanırsak; şikayetçi olacaklar. Onlar vazifelerini yapıyor. Ya bizler? Çiğniyor, eziyor, kırıp döküyoruz. Yaşlı dünyamız bunca yarasına rağmen çok hızlandı farkında mısınız? Hakiki menzile varmak için acelesi var sanki… İnsanlığın başı dönüyor artık, feleği şaştı! Geceler gündüze karıştı. Mevsimler bile şaştı, sıcak bölgeler kar ile tanıştı. Gün doğuyor hiç anlamadan batıyor. Galiba yaşlanmayan insanlar; Hırsları, egoları, adeta sonsuzluk bu ölümlü dünyaymış gibi metaforik cümlelerin ardında sanal bir alemin sisli ortamında hakikati göremiyorlar, göremiyoruz, kendimizi kandırıyoruz. Yaralarımız var bizim! Aciz bir varlığız, aklımız yaralarımıza hakim değil! Öylesine hızlı dönüyor ki dünyamız, ruhumuzu unutuyoruz. Aç kaldıkça yaralarımız çoğalıyor manen güçsüz kalıyoruz. Darmadağın olmuş insanlık; özünü yitirmiş, idrak yoksunu, savaş yorgunu, nefsin benliğini yuttuğu bir esir olmuş. Kendi esaretinin farkında değil, dünyayı sırtlanmaya kalkışıyor. Kendini taşımaktan aciz varlıklar, başkalarını nasıl taşıyabilir ki? Eziyorlar, kırıyorlar, yakıp yıkıyorlar. Maneviyatı olan Yaratanın kudsi kalesine sığınıyor…... Devamı

19 01 2017

ÇÖZÜLME

ÇÖZÜLME |  görsel 1

ÇÖZÜLME Yavaş akıyor sesler ruhuma dokunuyor harfler Bazen bir su damlar büyür kelimeler Kırık cümleler serilir billur satırlara Görünmeyen yazılar parlar sonsuz perdede Akordu aheste güftesi şaheste Kapılır suyun akışına güneşin ayak izlerine Çözülür her adımda çığlık çığlık Alkışlar zamanın ayakucundan Hayatı sınır tanımayan egoist amipler Dolaşır damarlarında dünyanın Kan kokusu çeker aşk kokusu gibi Kutsal bir ayinin aktörleri Fısıldarlar sessizce, yazılan hikayeyi Dünya sadece onlarındır sanki Çatlamış buzullar kırk yamalı bohça. Güçlü olan birkaç buzdağı, Meydan okuyor çözülmeye mahkum kimliğiyle! Çözülenler güneşe yanık sessizliğiyle Akıyorlar sonsuzluğa kızıl akşamların yanıklığıyla Her damlada saklı bir feryat, giz yüklü odalar Maziden geçti hep kara trenler Odalarında bahtı kara mazlumlar Ve kan emici zalimler! Sonunda birlikte girdiler karanlık bir tünele Bir yanda güller bir yanda lavlar                         Güller bir aşk hikayesi Lavlar cehennem senfonisi Bir vals ki kavruluyor ruhları Döndükçe uçuşuyor nağmeli etekleri Keman sustu! dünya durdu!                      Çözüldü insanlık, bir başka bahara saklandı artık Ya küllerinden doğacak bir Zümrüd­-ü Anka Ya ebediyen lavlarla dans edecek zavallı bir ruh!..                  ... Devamı

14 01 2017

DOYMAK VE DOYMAMAK

DOYMAK VE DOYMAMAK |  görsel 1

DOYMAK VE DOYMAMAK Yoğrulan bir hamur gibi hayatlar; her insanın kendi iradesiyle elediği, Kiminin çerini çöpünü görmediği basireti bağlı insanlar topluluğu..! İnsan her günü, tekrar tekrar yoğuruyor işte! Hamurunun mayası var mı? İçine hangi malzemeleri katar? Ondan ne elde eder? Pişirir mi gönül evinde… Ruhu beslemek için katılan malzeme mühim. Maya bozuk olmamalı mesela, sonra malzemenin en hası, samimiyet olmalı. Riya tuzu mu? Asla eklenmemeli! Dostluk, kardeşlik suyuyla karılmalı hamur, zira kabarmaz, çoğalmaz çöker. Birbirine kuvvet vermeyen katkılar tek başına bir işe yaramaz ve ruh doymaz! Ruhu besleyen unsurlar es geçilir önemsenmezse aç kalan ruh her gün gıdasını beklerken güçten düşer arayışa geçer daima sorgular; Ben neyim? Bu dünyada bulunma amacım nedir? Diye diye hayatı sorgularken azalır, azaldıkça susar divane olur. Gıdası her gün çöpe dökülüp heba olmaktadır. Rotadan çıkar her türlü kötülüğü irtikap eder. Başka ve yanlış mecralardan beslenmeye başlar. Bu hem kişisel hem toplumsal felaketlere yol açar. Bildiklerimizle amel etmeli, bilmeyenlere halimiz ve tavrımızla örnek olmalıyız. ‘’Resulullah (sav) beşikten mezara kadar ilim öğreniniz buyurmuştur.’’ Her insan öğrenmekle mükelleftir. Öğrendiklerimizi arayış içinde olanlara anlatmakla vazifeliyiz. Bilim çağındayız. Her şeyi sorguluyor, cevapları arıyoruz. Duymadım! Görmedim! Bilmiyorum!  lüksüne sahip değiliz. Bilgiye kolayca ulaşılabiliyor hem de fazlasıyla.. Kişi inanır veya inanmaz; o onu bağlar. Zorla güzellik olmaz! Günlük hayatımızda maddi midemizi doyurmak i&cc... Devamı

07 01 2017

KAR VE DÜŞÜNCELER

KAR VE DÜŞÜNCELER |  görsel 1

KAR VE DÜŞÜNCELER Kar hırçın düşüyor şehrimin semasına kah kızgın buz taneleri gibi kah toz zerreleri gibi rüzgarla savaşıyor adeta. Savrula savrula sarıp sarmalayacak toprağı ya da ağaçları… Damlar dayanamıyor latif hafifliğine, rüzgar deli esip oynaşıyor tanelerle. Mucizevi kristaller gizlenmiş, don tutmuş insanlığın çirkin yüzüne. Eşsiz nakışlarını göstermiyor şimdilik. Kar yuttuğu tüm kötü sesleri gecenin sessizliğinde derin uğultularla haykırıyor. Uzaklardan konuşuyor; İnsan eliyle darp edilen dünya ve hayatlar, amacından sapmış ben merkezli akıllar, değişen iklimler, eriyen buzullar, havada cisimlenen çirkin lafızlar toplanıp çoğalarak yeryüzüne fitne ve kötülük olarak geri dönüyor. İnsan aklı amacından uzaklaşmış felsefe bataklığında boğulmaya ramak kalmış. Oysa akılla yola çıkarsak ego başrole soyunur ifrata kapılarak kendini dünyanın hakimi zanneder. İşte bütün savaşlar fitneler bilumum kötülükler insanı canavar yapan aklın yaradılış gayesini unutmasından çıkar. Akıl bir terazi, doğruyu yanlışı idrak edip iradesini doğru yolda kullanacak insanı tüm canlıların üstünde kıymetli kılan en önemli melekemiz. Kar ne güzel yağıyor izlerken düşünüp tefekkür edebilene. Ya ufacık buz parçaları değil de kocaman buz kütleleri halinde düşseydi? Rahmet tecessüm ediyor, mucizesini, sanatının güzelliğini gösteriyor anlayıp görebilene. Akıl ve ona bağlı duygular hisler kainatın sırlarını anlamak için verilmiş. Nitekim belgeselleri izleyenler yabancı araştırmacıların bitki olsun, hayvan olsun tüm canlı varlıkların harika bir sanatla yaradılışını ilgi ve hayranlıkla anlatıyorlar. Akıl insanı Y... Devamı

01 01 2017

SAKLADIM

SAKLADIM |  görsel 1
SAKLADIM |  görsel 2

SAKLADIM Serdim sere serpe kimliğimi yazdım sonunu bimediğim cümlelerle Kırkladım sonra çoğalan harflerle Zamanı bir tuvale sığdırmak zordu Renklerin büyüsüne saklanmakta öyle Notalar farklıydı mesela Hislerin labirentine gizli geçitler açıyordunuz Hayatın şarkısını besliyordunuz yavaşça Besteniz oluşuyordu görünmeyen nişlerde Kendiniz duyuyordunuz sadece Saklanmak renkli gölgelere Hiç kimsenin anlamayacağı melodilere Sırlanmış kederleri işliyordunuz Varsın anlamasın hiç kimse Duymasınlar mutluluğu hıçkırdığınızı  Gülümsemenizi ya da gözyaşlarınızı Ruhunuzu titreten hüzünlerinizi. Hey gönlüm  güneşe dön yüzünü Gülümser sana tüm renkleriyle...                                                                                                         BERRİN GÖK                                                                                                        01/01/2017   ... Devamı

28 12 2016

KUŞLAR

KUŞLAR |  görsel 1

KUŞLAR Musalla taşında bir tabut; etrafta toplanmış eş dost ve hüzünlü yakınları, yürekleri yangın yeri… Hava buz gibi sanırım eksi on filan olmalı donuyoruz. Yarım saat önce kardeşimi morgdan alıp yaşadığı evin önüne getirdiler ne garip daha dün gibiydi hastaneden ayrılırken öpücükler vererek ayrılışım, o teslimiyet haliyle nasılsın? Deyişime çok şükür ablacığım deyişi, gözlerinde seyrettiğim mutlu geçen çocukluğumuz, beraber söylediğimiz şarkılar ve daha birçok şeyler… Bir keresinde şöyle demişti; Geçti şimdi onlar mazide kaldılar! Güzeller güzeli kardeşim on dokuz yaşında ilk kızını doğurduktan kısa bir süre sonra ölümün kıyısından dönmüş riskli bir beyin ameliyatını atlatmış aylarca tedavi görmüştü. İlk kızına hep hasret yaşamıştı ama kader son anlarında onları yakın eylemiş canı kuzusu ona nasılda canla başla hizmet etmişti.. Oysa eğitimi sonrasında evliliği ve macera dolu hayat felsefesiyle Uzak doğuyu daha sonra da meslekleri gereği iş için Afrika’yı  mesken eylemişlerdi.. Birkaç yıldır İstanbul’a dönmüşler güzel bir projede eşi ile mühendis olarak iş bulmuşlardı. Artık ailesini daha sık görme imkanına sahiptiler. _Mutlu musun Hale? Demişti ablası. Eşinin görevi nedeniyle doğuda ve batıda yaşamışlardı iyileştikten                                                       sonra. _ Ablacığım dedi; Hayatımın en mutlu yıllarını Bayburt’ta ve çok sevdiğim İ... Devamı

20 11 2016

HAN DUVARLARI__________

HAN DUVARLARI__________ |  görsel 1

HAN DUVARLARI Dünya denen kocaman ama içine bir türlü sığamadığımız her daim dolan boşalan bir handa misafiriz. İnsanlar farklı renklerde farklı  ırklarda en güzel şekilde teçhiz edilip onun emrine, amade  hazırlanmış bu hana gönderilmiş. İki kapılı handa çok uzun sandığımız ama misafirliğimizin ne kadar süreceğinin bizim insiyatifimizde olmadığı bir durumdayız. Yol dümdüz değil, bir sonraki virajın ötesini bilmiyoruz. Misafirhane Sahibi ne ikram ederse Kereminden, Cömertliğindendir. Şüphesiz sorgulama hakkımız yok!  Zarifçe muhtaçlığımızın bilinciyle dua eder isteriz… Bu geçici konukluk insanı tatmin eder mi?  Hiç askerlik sonsuza kadar sürsün; ister mi insan? Herkes bir an önce evine dönmeye müştaktır. Askerlik de öyle değil mi? Terhis olmayı gün gün saymaz mı er? İnsan da fıtratı gereği ebedi bir hayat için verilen cismani emanetleri koruyup kollamakla vazifeli.. ( akıl, kalp, ruh, hisler, duygular ve göz, kulak, dil vs)  Hayat ve nefis: İnsana verilen sermayeyi heba etmemek için verilmiş.  Ebedi bir hayat için verilen bu değerli sermayemizi Hayatta bulunma amacına göre Yaradan namına, emaneti olduğu cihetle bakıp onun rızasına uygun koruyup kollarsak ebedi sermayemiz artar. Nefis bu konuda hayat sermayemizi kazanma ve kaybetme sebebimiz. O’ Hep dünyaya davet eder sanki hayat hiç son bulmayacak gibi! Hayat: Bu hayata neden gönderildik? Gayesi ve burada bulunma amacımız nedir? Neden bu her şeyin zıddıyla bulunduğu zorlu bir misafirlikteyiz? Yükleri ağır, eğitimi sabır gerektiren bu alemdeyiz?   Bunlar bir yana; yarına çıkmaya garantimizin olmadığı her an misafirliğimizin son bulacağı bu dünya hanı i... Devamı

15 11 2016

LAYLA

LAYLA |  görsel 1

LAYLA Buz gibi ellerim dur koşma Atlıyorum merdivenleri sakın durma Püfür püfür uçuşuyor hayallerim susma Tut ellerimden düşerim sonra Nereye baksam la / la /la Uçan kuşlar kayan yıldızlar Kalbim yalan söylemez görüyor gözler Lal olmaz, dile geliyor şen sözler Dualarım benimle, gelecek baharlar Nereye baksam la /la /la Pencereyi açıyorum derin bir nefes çekiyorum Gökyüzünde uçan rahvan atlar görüyorum Saba rüzgarına veriyorum tiz sesleri Gün doğumunda kayıp giden renkleri Nereye baksam la /la /la Ölümsüz satırlara düşüyor harfler Bir bakmışsın dans ediyor kelimeler Kanatlanmış zaman uçuşuyor sözler Huzurlu melodiler yağıyorlar Nereye baksam la / la /la… BERRİN GÖK 15/11/2016                   Devamı

10 11 2016

ŞEHİR_________

ŞEHİR_________ |  görsel 1

ŞEHİR Hırçın esiyor rüzgar yağmura inat. Melankolik bir sonbahar akşamının şehrin siluetini yıkayan ince belki de hırçın damlaları vuruyor suretime.. Şehirlerinde farklı hisleri var kendine has. Asırlık yükleri var geçmişten taşınan. Görmek isteyene ruhunu açan, kadim duyguları var es geçilmeyen… Farklı melodiler duyabileceğiniz sırları var; anlaşılamayan… Halesine sarınmış gökyüzündeki ay. Karanlık şehri uzaklardan gözleyen… Kadim eserlerin gölgesinde ne çok sırra, mühür vuran hayatlar var! Pencereyi açıyor yağmurla buluşuyorum. Dünya dolusu çığlık yüklenmiş bulutları, mazlumların gözyaşları gibi algılıyorum.. Denizler kızmış köpürüyor sahiller tarümar. Sokaklarda inleyen çaresizler bir ağaç kadar yorgun ve nadanlar.. Mazi derelerinden akıp gelen ve hiç değişmeyen medeniyet perdesinin altında derin pişmanlıklarının bedelini ödüyorlar. Dünyaya tamah ettikçe ağırlaşan yüklerinin altında eziliyorlar.. Ah! Ağaçlar; nasılda rüzgara boyun eğiyorlar, son yapraklarını da çaresizce döküyorlar. Yorgun zamanların hüznünü topluyor çöpçüler. Kıyasıya bir direniş, delicesine bir sesleniş var şehri mat eden oyunun!.. Rüzgarın çığlıkları isyan mı çıkarmış ne? Ne çok şey biriktirmiş dünyaya sığmayan hardal tanesi kadar küçücük hafızasında.. Dün bugünü bugün yarını rüzgara vermiş peşi sıra savuruyor. Zaman ırmağı hızla akıyor kapılanlar birer birer geçip gidiyor. Alıştık bir şeylere, kavimler kavimlere karıştı. İnsanlık gemisi çoktan yoldan çıktı, başıboş avare dolaşıyoruz bir hengamede.. İçimizde bir... Devamı